uzun zaman oldu yazmayalı... özlemişim... gidişin bir fırtınaya benziyordu ve kalışım o kadar yoksuldu ki o kadar acizdi ki kimseler tutamıyordu kollarımdan tutsalar sanki küle dönüşüp yerlere dağılacakmışım...
aylardan eylül ve günlerden pazar... sıcak bir bursa sabahı daha... bu sıcak günlerin ilacı olmalı tenin ve beni baştan çıkartmalı her bir hareketin... ılık rüzgarların...
saat sabahın 4.23üydü. bu saatte insanların uyuyor olmaları beklenir her zaman. uyumalı mıydım yoksa zaten sabah 7de uyanmam gerektiğini bildiğim için hiç uyumadan yaşamayı...
-olmaz, ben seninle yapamam. bunu anlamalısın, dediğimde gözleri doldu, ancak ağlamadı tuttu kendini. -neden? neden yapamıyoruz ha neden? sorunun cevabını o da biliyordu aslında. -evliyim ben...
uzun zaman olmuştu. sonunda karım geri dönmüştü kucağında 2 aylık oğlumuzla. evet terketmişti beni, haklıydı. ancak affetmişti ya da acı çektirmek için geri geliyordu. emin...
çok yoruldum ve artık gittim. şimdi sıra sende yahut sizde. tiyatro oynamaya ihtiyacım var usta. en azından izlemeye ancak sezon kapalı ve ancak ekimde açılacak....
ah be çilli kız yaktın yemin ediyorum beni. ulan aradan yıl geçti ne bu şimdi bendeki? ara ara aklıma geldiğin olmuyor değildi tamam ama...
karmaşık duygular içersindeyim. daha doğrusu boşluk ve kararsızlık. müjganı o gün öldürdüler sanırım müjgan ölmeyi kendi istemişti kılıçları vardı adamların ve yüzleri maskeliydi müjganı o gün öldüresiye dövdüler...
ve saat gecenin bir körü ve hatta saat sabahın ilk ışıkları daha doğmadan kaçıp giden yıldızlar gibidir umutlarım benimde ve sen sen ey tatlı güzel beyaza kaçan sapsarı saçlarınla uzaktan...
yavaşça sarıyor bedenimi huzur... aydınlık yakıyorsa bedenini sabret sabret biraz daha sevdiğim sabret elbet batacak güneş ve çıkacak yıldızlar gökyüzüne işte o zaman gülümsemek için sebep bulunabilir... uzun...